Yen!Lg! yen!Lg! büyüyen bir zafer vardır!

Zarifce

Haziran 26, 2007 -Kategori: Siir

zamanı kokutanların kokuştuklarını da görecektir zaman. sabrı ve hakkı ve inancı tavsiye edenin vaadi haktır ve hakk gelince yok olmaya mahkûmdur bâtıl. inanç bunu öngörmektedir. sözüne, sesine, yürüyüşüne, duruşuna, ‘âh’ına, sabâhına ve fikrine bu hakîkati sarmadan güneşi arayan her ne ise, odur bâtıla tevessül etmek ki zelil olmanın eşiğinde kandırıyordur kendini.


insanı insan kılar vefâ... imânın en düşük noktası da olsa kalben kıyâm etmektir bir şeylere karşı! tasavvur, vefâ duygusunun insan’ı kâmil eyleyen kıyısında vaktin. sesine ve sözüne; duruşunu ve tavrını muska eyliyor. göğsünü, resûl’ün ilk döndüğü kıbleye dönerek eğiliyor vefâ ve imân niyetiyle. sadağında taşıyor ‘zarif’ bir insanın duasını... rahmet niyâz ederken, selâm ediyor şâir’in sesiyle:

‘kim diyorsa ki batılılarla başımız bir taşta

cellatlarla aynı kaptan yiyoruz

aynı kirli hava

aynı kafa ayağımızın bodrumunda

hayır arkadaş bu hesap bambaşka

ne son aylardayız ne bu son gün

sanki dünya bir tek kaldırıp vuracağım gürze gebe’



Cahit Zarifoğlu


vesselâm..


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Güneş Taşıyan Yıldızlar

Mayıse 27, 2007 -Kategori: Siir


Şehrimizden bir kervan geçer
Sıraya dizilmiş yıldızlar
Bir güneşi taşırlar
Yanında nurani varlıklar
Işığa boğulur ve kaybolur…

- - -

Ey melek taşıyan güzel kervan
Eylen hele, şehri aşk sarsın
Dizlerimde kalmadı derman
Tenime bir nur uzansın
Yağsın inciler ve dursun zaman.

Şehrimizden geçen kervanın en güzel kızı
Yüklü develer kaybolurken ufukta
Titremeler sardı beni ve ince bir sızı
Kokun kaldı ardında
Karanlık geceler ve aşk yıldızı.

Gideceğin şehirlere götür beni
Senin için destanlar yazarım
Harfleri yakuttan ve gizemli
Gülüşünü çöllerde arar meleklere sorarım
Ruhum ıssız gözlerim nemli.

Ey bilinmez diyarlara giden sevgili
Bastığın toprakları öpmek yetmez bana
Kalmaz ayaklarımın feri
Ulaşamazsam sana, bedenim kalır ama
Ruhum terk eder bu kenti…

(Fotograf: Hamdi Koçer, Müzik:  Uyan Ey Gözlerim)

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hariri ve Mashadov

Mart 11, 2007 -Kategori: Ayn

Büyük Ozan Nazım Hikmet'in dediği gibi 'onlar umudun düşmanıdır kardeşim'. Hariri'yi öldürenlerle Mashadov'u öldürenler aynı.

Hariri'yi öldürenler Lübnan ve Ortadoğu'yu karıştırmak isteyenlerdir.

Mashadov'u öldürenler ise Çeçen halkının kendi bağımsızlığı uğrunda verdiği barışçıl ve haklı mücadelesini durdurmak istiyorlar.

Hem Hariri hem de Mashadov barış ve diyalogdan yanaydı.

Onları öldürenler ise hep düşmanlıktan, nefretten ve kalleşlikten yana.

Ama işin acı tarafı hala bazıları onlara ve onların söylemlerine sahip çıkıyor.

Beslan'daki okul baskınında başkaları adına çılgına dönenler her nedense aynı duyarlılığı Mashadov için göstermiyor, gösteremezler.

Çünkü onlar ilkesiz insanlar .

Onlar ne inandıklarını söyleyemezler.

Onlar kendi inançları (varsa) uğruna her şeyi göze alamazlar.

Beslan'da çocukları öldürenlerin Rus'lar olduğunu söylediğimde hatırlayın birileri Çeçenleri terörist ilan etmiş ve beni de teröristlere sahip çıkmakla suçlamıştı.

Oysa o zaman da söylemiştim ve demiştim ki 'göreceksiniz Ruslar katil olduklarını pek yakında kanıtlayacaklar'.

İşte 4 ay sonra Ruslar kendilerinden beklenen kalleşliği gösterdi.

1997'de dünyanın gözü önünde yapılan özgür bir demokratik seçimle Çeçenya'nın devlet başkanlığına seçilen Mashadov dönemin Rus başkanı Yeltsin ile barış anlaşmasını imzalamıştı. Mashadov, yaşamı boyunca kendi halkının bağımsızlığı ve özgürlüğü için barışçıl mücadeleyi sürdürmüştür.

Ruslar ise 'radikalleri' kışkırtmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı.

Radikalller de bir şey yapınca 'işte terörist Çeçenler' suçlaması ile karşı karşıya kalıyordu.

Şimdi birileri yine çıkıp 'Çeçenler de oyuna gelmesin' diyebilir.

Evet doğru .

Ama bunu söyleyenler bir haftalığına olsun gidip Çeçen ya da Filistin halkının yaşadığı acıları yaşamalı.

Analarına, bacılarına tecavüz edilen, eşleri çocukları öldürülen, evleri başlarına yıkılan ve eksi 30 derecede çadırlarda yaşamak zorunda bırakılanlar acaba ne yapmalıdır?

Umudun düşmanlarına sorarsanız 'sessizce ölümü beklesinler' diyeceklerdir.

Masa başında oturup birilerinin hatırı için ahkam kesmek kolay.

Tıpkı Hariri'nin öldürülmesini fırsat bilip Suriye'ye yüklenmek hevesine kapılmak gibi.

Yok 'Sedir Devrimi'nden söz etmek yok Şam'a giden Türk aydınlarına saldırmak.

Şöyle bir hatırlayalım.

Hariri'nin öldürülmesini protesto etmek için sokağa dökülen insanların arasına karışan ve 'Suriye askerlerinin Lübnan'dan çıkmasını' isteyenlerin sayısına yüzbinler hatta milyonlar diyenler, 'Suriye kalsın' diyerek sokaklara dökülenleri görünce ne yapacaklarını şaşırdılar.

Bazıları kibarlık gösterip susmayı tercih ederken diğerleri Amerikan ve Fransız haber ajanslarının bile 1,5 milyon dedikleri insanlara 'onbinler' diyordu .

Yalakalığın bu kadarı da fazla.

O gün gerçekten 1,5 milyon Lübnanlı sokağa dökülmüş ve hem Hariri'nin öldürülmesini protesto etmiş hem de Amerika, İsrail ve Fransız saldırganlığına karşı Suriye ile birlikte direneceklerini haykırmışlardı.

Oysa Hariri'nin öldürülmesini protesto edenlerin arasına karışarak Suriye aleyhine gösteri yapanların sayısı 10 bini bile geçmiyordu .

Şam'da ise Başkan Esad Suriye askerlerinin çekileceğini ilan etmesinden sonra askerlerin neredeyse tümü bu hafta içinde Lübnan'dan çekilmişti.

Artık Amerika, İsrail ve Fransa'nın ve onların Türkiye'deki yandaşları (siz bunu başka türlü okuyabilirsiniz) söyleyebileceği bir şey kalmadı. Ama merak etmeyin onlar yine birşeyler bulur.

Gerekirse birilerini daha kalleşçe öldürür.

Baksanıza Amerikan medyasına. Her gün birilerini suçluyor. Ankara'daki Amerikan Elçiliği ise Türk medyasında çıkan 'anti-Amerikan' söylemlere yanıt yetiştirmeye çalışıyor. Onlara tavsiyem: 'vazgeçin bu biçare uğraştan'. İşin kolayı var. Washington'a mesaj geçerek 'Türk halkının Amerika'dan neden nefret ettiğini anlatsınlar ve Türkiye ile bölge ülke ve halklarının çıkarlarına ters' politikalardan vazgeçmesini istesinler. Bu olduğu zaman ne Türkiye'de ne de başka bir ülkede hiç kimse Amerika aleyhinde yazacak bir şey bulamayacak. Onlar rahat edecek biz de!! O zaman da biz oturup 'Gelinim Olur musun' programını seyrederiz. Belki de bu programlar için Amerika'dan gelin bile ithal edilir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yalnızlık ve Portakal Kabuğu

Ağustos 26, 2005 -Kategori: Siir

Deneyin bakın, kendinizi en çok portakal soyarken yalnız hissedeceksiniz
Başlamak en acısı yalnızlıkların.
Küçük kağıt parçacıkları kadar yalnızız.
Göbek bağımızı kim kestiyse onu yargılamalı.
Felluce’de ne oldu ki?
Şiirsel bir kaç yalnızlık meyvesi lazım.
Portakal kabuğu?
Yalnızlık yargılar insanlığımızı.
Yalnızlık idealistlerin saçmalığı.
Yalnızlık açların ütopyası.
Yalnızlık materyalizmin sözlüğünde neden yok?
Diyalektik ne der bu yalnızlık konusuna?
Yalnızlık karnı tokların açları görmeme hali.
Yalnızlık yargıcı kafamızdaki tilkilerin.
Yalnızlık kurşuna dizilenlerin son aşkı.
Yalnızlık saçmalık.
Yalnızlık oyun.
Yalnızlık kaderi aşkın.
Yalnızlık yetişkinlerin oyuncağı.
Deneyin bakın, kendinizi en çok portakalı soyarken yalnız hissedeceksiniz. Önce boyuna ve yeterli derinlikte kesiler atmalısınız. Bu kesiler hem portakala zarar vermemeli hem de kabuğun kolay ayrılmasını sağlayacak kadar derin olmalı. Hele bir de kesiler eşit mesafede olursa tadından yenmez. Tabi önce portakalın üst kısmını kesmeniz lazım. Bunlar bittikten sonra ellerinizle portakalın kabuğunu ayırmalısınız. Eğer kesim kurallarına uymuşsanız bunu yaparken sorunla karşılaşmazsınız. Kabukları da soyduktan sonra portakalı kabuğundan ayırmaya geldi sıra...

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Nuri Pakdil Usta'dan Aforizmalar

"Kudüs'ü savunmak, Gerçek bağımsızlığı savunmaktır."
"Kutsal inadı olanlar gerekli, Bir kalbi daha olanlar gerekli."
"Her cümlenin vebali ağırdır."
"Her insan kendi çağından sorumludur."
"Bildiğim herşeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?"
"Kutsal inadı olanlar gerekli, Bir kalbi daha olanlar gerekli." 
"İnsan! Seni savunuyorum; sana karşı!"
"Dear unique JERUSALEM, I love you I long for you."

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Cesetler Denizde Eğlenmezler!

Dalgıçlar genç çocuğu usulca sahile doğru taşıdılar. Birkaç saat önce denize girdiği sahilin kumlarında şimdi cansız bir şekilde uzanmış yatıyordu. Vücudunda gözle görülür bir şişkinlik oluşmuştu.
Onaltı yaşında hevesle kendisini denizin sularına bırakmış bir genç şimdi sahildeki kumların üzerinde öylece yatıyordu.
Ne bir gülümseme ne de en küçük bir hareket…

Çevredeki üç dört tane plaj şemsiyesini çocuğun çevresine doğru, cesedini kapatacak şekilde kapattılar. Çocuk kafasını kaldırıp bakamadı. Bakabilseydi de yerinden kalkmanın anlamsız olacağına karar verip, yeniden geriye uzatacaktı kafasını.

Rüzgar son bir gayretle çocuğun göz kapaklarını açmak istediyse de, her şeyin bittiğini anlayıp, çocuğun alnına anaç bir öpücük kondurdu ve denizin üzerinden esip gitti.
Büyük gürültüyle, büyük reklamlarla, “nihayet, yaşasın” haykırışlarıyla açılan halk plajında onaltı yaşında bir çocuğun cansız vücudu, çevresindeki plaj şemsiyelerinin engellemesiyle kimsenin ilgisini çekmeden öylece yatıyordu gazetelere düşen fotoğrafta. Fotoğrafın çekildiği açıdan, plaj şemsiyelerinin örtemediği yerden çocuğun cesedini fark etmek mümkün. İnsan her ne kadar görmemek için elinden geleni yapsa da gözler bir münasebetsizlik edip, görüvermiştir çocuğu.

Plaj şemsiyelerinin altında hareketsiz yatan çocuğun aksine, diğer plaj sakinleri büyük bir neşeyle eğlenmelerine devam ediyordu aynı karede.
Bir anlığına olup bitenin gerçek olamayacağını, fotoğrafın gerçek olmadığını düşünmek istiyor insan. Sonra gerçek, bütün sessizliği ile gelip yanıbaşınızda oturuveriyor. Müşfik elleriyle sırtınızı sıvazlayıp, teskin etmeye çalışırken, dudaklarınızın kenarına yapışmış bir titreme inatla gözyaşlarınızı çağırmaktadır.
Belki ağlarsınız.

Belki ağlamanızı fırsat bilen geçmiş zaman hüzünleri de ilişir kalbinize. Düşündükçe artar ağlamanız. Gözyaşlarınız için sıra bekleyen eski acılar çıkar bir bir ortaya.
Çocuğun hemen yanıbaşında onlarca erkek, kadın umursamadan eğlenmeye devam etmektedirler.

Bunu nasıl anlamak gerekir hiç bilmiyorum.
İnsanlar denize girmekten vazgeçseler, sussalar, neşeleri kaçsa, boğazlarına bir şeyler düğümlense, ağlasalar çocuk için, dua etseler, yere oturup kalsalar, ayağa kalkabilmek için derman kalmasa dizlerinde, bakışlarını birbirlerinden kaçırsalar, bir taş atsalar denize doğru, çocuklarını yanlarına çağırıp saçlarını okşasalar, eşyalarını toplasalar, hiç konuşmak gelmese içlerinden, kendi hayatlarını düşünseler, yaşadıkları günleri, çevrelerinde yorulmadan gezip duran ölümleri, okudukları bir öykü gelse akıllarına, izledikleri bir film, henüz kaybettikleri bir yakınlarını ansalar usulca, bir isyan cümlesi savursalar, derin bir nefes alıp tek bir noktaya dikseler gözlerini, bir sigara yaksalar, çekip gitseler oradan…
Bütün bunların birini, birkaçını yapsalar.
Susup gitseler hiç olmazsa.
Oysa onlar, görmezden gelip neşeyle denize girmeye devam ettiler.

Güldüler, bağırdılar, koştular, yüzdüler, bir şeyler atıştırdılar, birbirlerine şakalar yaptılar, güneşlendiler, üzerilerine kumlar örttüler, güneş yağlarını sürdüler, güneş gözlüklerini taktılar, kızlara baktılar, havadan sudan konuştular.

Hiçbir şeyin keyiflerini bozmasına izin vermediler.
Hiçbir şeyin neşelerinin kaçırmasına izin vermediler.
Hiçbir şeyin onları eğlenmekten alıkoymasına izin vermediler.
Ölümün bile!

İnsanı kıskıvrak, habersiz, ansızın buluveren ölümün bile…
Rüzgar sustu, deniz sustu, onlar susmadılar.
Bir ölümün yanıbaşlarında kumlara uzanmasıyla ilgilenmediler. Plaj şemsiyeleriyle gözlerinden uzaklaşan ölümü umursamadıklar. Kendileri göremedikçe yok saydılar. Gözlerinin önünde olmayan şeylerin varlığıyla hiç ilgilenmediler. Plaj şemsiyelerinin altında yatan çocuk onlar için hiç varolmadı zaten.

Başka coğrafyalarda ölenlerin hiç varolmadıkları gibi.
Başka sokaklarda açlıktan ölenlerin hiç varolmadıkları gibi.
Başka yerlerdeki insanların göğüs kafeslerini parçalayan acıların hiç varolmadıkları gibi…
Bir martı, eski bir İstanbul şarkısını mırıldanıp, çekip gitti oradan.
Bir martı ağladı sessizce.


Tarık Tufan
Ve Sen, Kuş Olup Gidersin…

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı